ıÜüBeşiktaş'ta ikinci Yıldırım Demirören döneminde, Başkan'dan gelen teklifle 2 milyon
Dolar vererek Futbol Şube Sorumlusu olan Celal Kolot, görev yaptığı 8 ay boyunca her söylediğiyle gündem yarattı.
Önce tesislerde futbolcularla yaşanan gerginlikler, ardından Kalli, Tigana ve Roberto Carlos demeçleri, son olarak da Ertuğrul Sağlam'ın teknik direktörlüğüne karşı çıkışı ile dikkat çeken Kolot, kendi deyimiyle transferler konusunda yaşanan anlaşmazlıklar bardağı taşıran son damla oldu. Kolot, kendisinin itirazlarına rağmen yanlış transferle Beşiktaş'ın milyonlarca Dolar zarara uğratıldığını düşünüyor. Celal Kolot, hatta bunun bilinçli olarak yapıldığını, amacın ise kongrede kimsenin aday olmamasını sağlamak olduğunu dile getiriyor.
Başkan Yıldırım Demirören'in ısrarla Sinan Engin ile kendisini yan yana getirmek istemediğini hatta Engin'le görüşmesini yasakladığını ama kısa bir süre sonra kendisini saf dışı bırakarak Sinan Engin'i göreve getirdiğini belirtiyor. Kısa sürede ön plana çıkmasının başkan tarafından istenmediğini belirten Kolot, "2010'daki kongrede adayım. Listemde genç, iş hayatında kendini ispat etmiş, başarılı kişiler var. Tek başına iş yapabilecek kişileri istiyorum. Kulübü tamamen kurumsallaştırıp herkesin sorumluluk sahibi olmasını sağlayacağım" diyor.
Serencebey'in sorularını yanıtlayan Kolot, verdiği birbirinden ilginç cevaplarla da yine gündeme damgasını vuracak. İşte, Serencebey dergisinde yayınlanan Celal Kolot röportajının ayrıntıları;
İkinci Yıldırım Demirören döneminde, Başkan'dan gelen teklifle 2 milyon Dolar vererek BJK Futbol Şube Sorumlusu olan Celal Kolot, görev yaptığı 8 ay boyunca her söylediğiyle gündem yarattı. Önce tesislerde futbolcularla yaşanan gerginlikler, ardından Kalli, Tigana ve Roberto Carlos demeçleri, son olarak da Ertuğrul Sağlam'ın teknik direktörlüğüne karşı çıkışı… Kendi deyimiyle transferler konusunda yaşanan anlaşmazlıklar bardağı taşıran son damla oldu Kolot için. Kendisinin itirazlarına rağmen yanlış transferle Beşiktaş'ın milyonlarca Dolar zarara uğratıldığını düşünüyor Celal Kolot, hatta bunun bilinçli olarak yapıldığını, amacın ise kongrede kimsenin aday olmamasını sağlamak olduğunu dile getiriyor. Yıldırım Demirören'in ısrarla Sinan Engin ile kendisini yan yana getirmek istemediğini hatta Engin'le görüşmesini yasakladığını ama kısa bir süre sonra kendisini saf dışı bırakarak Sinan Engin'i göreve getirdiğini belirtiyor. Kısa sürede ön plana çıkmasının başkan tarafından istenmediğini belirten Kolot, "2010'daki kongrede adayım. Listemde genç, iş hayatında kendini ispat etmiş, başarılı kişiler var. Tek başına iş yapabilecek kişileri istiyorum. Kulübü tamamen kurumsallaştırıp herkesin sorumluluk sahibi olmasını sağlayacağım" diyor. Serencebey'in sorularını yanıtlayan Kolot, yanıtlarıyla yine gündem yaratacak.
- İnönü tribünlerinde yıllarca maç seyrettiniz. Akabinde yönetici olma süreci nasıl gelişti?
Yıllar önce Beşiktaş küme düşmemeye oynadığı zaman da Beşiktaşlıydık, 14 sene şampiyonluk görmediği dönemde de Beşiktaşlıydık. Ama ne olursa olsun mutlu Beşiktaşlıydık. Zaten Beşiktaş'tan illa da şampiyonluk beklemiyorduk. Beşiktaşlılık aşkıyla maçlara gidiyorduk. Ne olursa olsun Beşiktaşlıydık. Açık, kapalı, numaralı, VIP derken Beşiktaş'a yönetici olduk. 2000 yılından beri göreve gelen bütün yöneticiler ve başkanlar arkadaşımdı. Normalde sosyal hayatımda görüştüğüm kişilerdi. Serdar Bilgili, Fikret Orman, Kıvanç Oktay, Yıldırım Demirören… Daha önce Serdar Bilgili döneminde yönetime girecektim, aidatları unutmamdan dolayı üyeliğimle ilgili bir sıkıntı olmuş ve o dönem yönetime girmek kısmet olmadı. Son dönemde Yıldırım Demirören ile Futbol Şube Sorumlusu olmam konusunda anlaştık ve öyle başladı.
- Yöneticiliğiniz 9 ay sürdü. Bu kısa süre içerisinde çok fazla ön plana çıktınız. Demeçleriniz sürekli eleştiri aldı. Bu durum neden kaynaklandı?
Ben belli prensipleri olan bir kişiyim. Futbol bilgime de çok güveniyorum. Şu anda futbol konusunda Türkiye'de herkesle yarışırım. Yapı itibariyle de sertim. Futbolcuya oğlum gibi bakarım. Severim de, okşarım da, kızarım da. Çünkü oyuncuların belli bir disiplin altında olmaları lazım. Beşiktaş geleneklerini oturtmaya çalıştım. O yüzden bazı şeyler insanlara ters geldi. Benim taraftarlara ve basına en ters gelen durumum çok dobra olmam. Çünkü hiçbir şeyden beklentim yok. Başkaları gibi yöneticilikten faydalanıp iş anlaşmaları yapmadım. Amacım tamamen Beşiktaş'ın başarısı. Ben Cisse, Tello ve Hakan Arıkan olmak üzere 3 tane transfer yaptım. Başkan en son Diatta'yı almak istedi. Ben ise 2 milyon 600 bin Euro'ya Nicola Legrottaglie'yi almak istedim. Ertuğrul Hoca Diatta'yı istediği için onun istediği oldu. Ondan sonra Higuain ve Gordon'u aldılar… İşin kopma noktası bu transferler oldu. Benim mizacımda değişen bir şey yok. Ben hala aynı şekilde demeç veririm. Kalli, Roberto Carlos ve Ertuğrul Sağlam ile ilgili bütün söylediklerimde haklı çıktım.
- Yönetici olmak için 2 milyon Dolar verdiğiniz ve bu nedenle rahat hareket ettiğiniz söyleniyordu. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Başkan "Futbol şube sorumluluğunu istiyorsan bu kadar para vereceksin" dedi, ben de verdim. Beşiktaşlı olarak kötü mü yaptım bilmiyorum. Sonuçta kimse bir yere severek para vermez. Beşiktaş öyle bir hale geldi ki insanlar para verip bilet almıyor. Beşiktaş'a 2 milyon Dolar para vererek kulübün 15-20 gün rahatlamasını sağlarsınız. Yoksa 2 milyon Dolar Beşiktaş'a ne yapar ki? Başkan öyle söyledi diye kabul ettim. Bu işe sevdalıydım ve çok iyi yapacağıma inanıyordum. Nitekim benim zamanımda bir kupa aldık, şampiyonluğu son maçta kaybettik. Fenerbahçe maçına çıktığımız zaman takımı bu maçlarda alıp götürecek adamımız yoktu. Hala da o eksiğimiz var.
- Zaman zaman "keşke söylemeseydim" dediğiniz şeyler olmuyor mu?
Ben direk konuştuğum için herkes benim daha uygun bir dil seçmem gerektiğini söylüyor. Bizim istediğimiz tek şey Beşiktaş iyi olsun, maçlarımız iyi geçsin. Bunun dışında bir beklentimiz yok. Yani gereksiz transferlere 10 milyon Euro verilmişse, Del Bosque'ye o kadar tazminat ödendiyse, Tigana çalışmadığı halde bu sezonun parasını istiyorsa, Gordon Milne hiçbir şey yapmadığı halde 1 milyon euro istiyorsa bu işlerde bir terslik var. Artı 2017'ye kadar televizyon gelirleri, Fulya gelirleri satılmışsa, hala Türk futbolcuların alacaklar konusunda 20-25 maç geriden geliyorsa bu iş olmayacak demektir. Hala gereksiz transfer yapıyorlar. Ekrem Dağ, Tuna, Uğur İnceman gibi isimleri aldılar. Koray'ı bedava verip Uğur İnceman'ı 1 milyon euro'ya alıyorsun. Ekrem Dağ gibi genç çocuğun yoksa ortada bir terslik var demektir. Genç takımlar sürekli şampiyon oluyorlar. Oradan birini bulup çıkartamıyorsan insanın aklına "Acaba başarılı olmamız istenmiyor mu?" soruları geliyor. Kulüp borçlansın mı isteniyor? Başkan ne yapmak istiyor anlamış değilim. Aldığı hiçbir karar sağlıklı değil. Bir sürü söz verdi. PAF Takımı dedi, İsmet Arzuman dedi, stat yıkılacak dedi, hani nerede? Bir tane sözünde dur! Artık millet ne diyeceğini şaşırdı.
- Basına yansıdığı şekliyle; Sinan Engin'le birlikte çalışmak istiyordunuz ama Başkan kabul etmiyordu. Sonra ne oldu da siz devre dışı kalırken Sinan Engin göreve getirildi?
Ben önceki dönmelerde yönetici değildim ama yönetici gibi devamlı Ümraniye'de, kamplarda ve deplasmanlardaydım. Başkan'a "Eski günlerdeki gibi Sinan Engin'i getirelim, üçümüz beraber çalışalım. Daha başarılı oluruz" dedim. Başkan mahkemesi devam ettiği için Sinan'ı getiremeyeceğini söyledi. Hatta "Ankara'dan bana telefon geldi. Sinan'ın bizimle çalışması mümkün değil. Artık Sinan'la görüşme, yemek yeme, yanlış anlaşılıyor" dedi. Ondan sonra baktım benim sorumlu olduğum futbol şubesini lağvedip Sinan Engin'i göreve getirdi. Dolayısıyla Yıldırım'a olduğu gibi Sinan'a da kırgınlığım var. Futbol şubesini lağvedince ben ayrılmak istedim. Şampiyonlar Ligi ön elemesi vardı. Başkan o an gitmemi istemedi. Ben de o sırada yalnız bırakmak istemedim. Daha sonra istifamı verdim.
- O dönemde Ali Gültiken de gönderildi. Gönderilme şekline ne diyeceksiniz?
Biz beraber ayrıldık alsında. Sinan'ın göreve gelme durumu varmış, tabi bizim haberimiz yoktu. Başkan benim Sinan'la çalışmamı istemedi. Sinan'la beraber çalışsaydık başarılı olurduk. Başkan burada yine kendini düşünüyor ve tamamen bencillik yapıyor. Başkan istiyor ki her şey benden geçsin, ben karar vereyim, benim pozisyonumu kimse bozmasın. Sinan'la beni bir dakika yalnız bırakmazdı başkan. Onun maalesef böyle bir huyu var. Ben Ali Gültiken'i göndermezdim. Futbol şube sorumlusu olsaydım Ali Gültiken ile birlikte başka bir iş yapardık ve Ali, Sinan, ben çalışırdık.
- Yönetim Kurulu toplantılarında nasıl bir hava esiyor. Herkes fikrini rahatça söyleyebiliyor mu?
Başkan, futbol şubesini lağvedene kadar benim bir dediğimi iki etmedi. Bana son derece güvendi ve her şeyi bana emanet etti. Gayet de iyi anlaşıyorduk. Zaten çok eski dostumdur. Sonra ne olduysa, kim kafasına girdiyse, ne söyledilerse tavrı değişti. Belki de kendisi istememiştir. Bana bir gün "Çok ön plana çıktın, taraftarlar sana "çek git" diye bağıracaklar" dedi. Bu tamamen bahaneydi. Çünkü kendisine de, Sinan'a da bağırdılar. Ama onlar hala orada oturuyorlar. Şuanda baktığınız zaman Beşiktaş'ta yönetim kurulu filan yok. Başkan ne derse o olur.
- Ertuğrul Sağlam'ın teknik direktörlüğüne en baştan beri karşı çıktınız? Bunun nedeni neydi?
Zaman beni haklı çıkardı. Her gören de bunu bana söylüyor. Ertuğrul Sağlam Kayserispor'dan gelmiş, 2 yıllık tecrübesi olan bir teknik direktör. Beşiktaş çok değişik bir camia. Ertuğrul Sağlam'ın yakışıklılığından dolayı mı kimse eleştirmiyor onu anlamıyorum. Takımın iki kaptanı kovuluyor. Aradan neredeyse 10 gün geçiyor, kendisinden bir açıklama gelmiyor. Peki, kendisi de kamptan aynı şekilde İstanbul'a gelmedi mi? Kendi başına da gelmedi mi aynı olay. İnsan bir demeç vermez mi? Sus, orada otur, takımı çalıştır. Böyle olur mu? 3 büyüklerin başkanları Fatih Terim haricindeki Türk antrenörlerini niye tercih etmiyorlar? Çünkü bir Türk antrenör getirirsen 4 haftada eleştirileri üzerine alırsın. Ama yabancı antrenörün eleştirileri 5-6 ay sonra başlıyor. Bir kere oradan avantaj sağlıyorsun. Artı Türk antrenörden basına çok haber sızıyor. Medya yabancılarla o yakınlığı pek kuramıyor. 3 büyüklerin başındaki yabancı antrenör olmasının en büyük avantajı budur.
- Yönetimde siz olsaydınız kaptanların kavgasından sonra tavrınız ne olurdu? Siz de Gökhan Zan'la bir problem yaşamıştınız.
Gökhan Zan yanımdan geçti, selam vermedi. Ben de tanıdık bir kişinin selam vermemesini hiç sevmem. "Oğlum niye selam vermiyorsun?" dedim, her zamanki gibi sakatım filan dedi. "Sakatlıkla selam vermenin ne alakası var, yanımdan geçiyorsan selam vereceksin" dedim. Yarım saat sonra yanıma gelerek hüngür hüngür ağladı. Ama o sırada basına da haber vermiş. Beşiktaş'taki en büyük sıkıntı dışarı haber sızdırılması. Avusturya'da da aynısı oldu. Basına haber veren yönetici, kulüp çalışanı ya da futbolcu kötü yazılmıyor. Ben olsaydım kaptanlara para cezası verip, A takımdan ayrı antrenmanlarına devam ettirirdim. Çünkü sezon başı yükleme yapman lazım. Borsaya açılmış bir şirketsin ve malını iyi pazarlaman lazım. Herkes hata yapar. Genç insanlar, sinir anında kavga etmiş olabilirler, onları harcamak kimsenin menfaatine değil. Takımdan uzaklaştırılan ve satılan bu kadar oyuncudan sonra, elindeki futbolcunun krampona kafa sokmasını bekleyemezsin. Oyuncular en ufak bir harekette gideceğim diye düşünür. Zaten 20-25 maç paralarını alamıyorlar. Tatile giderken 3-4 milyar para isteyen oyuncular var. Oyuncuyu taraftarın önüne atıp yıpratıyorlar. Menajer Bobo için böyle konuşursa, fiyatı da düşer performansı da. Ben olsam Bobo'yu vermem. Zaten Beşiktaş'ın elinde yıldız kalmadı. Delgado'nun da seneye sözleşmesi bitiyor, tutamazlarsa bedava gidecek.
- Size göre bugünkü yönetimin gerek ekonomik gerekse idari anlamda en önemli zaafları nelerdir?
Beşiktaş çok ağır borçlandırılıyor. Bence özellikle ağır borçlandırılıyor. Kulübün geleceği de satılmış durumda. Kimse talip olmasın diye böyle bir yol izleniyor. Tabi kimse Beşiktaş'ın kötü olmasını istemiyor. Başkan'a göre Beşiktaş yenilince Beşiktaşlı yöneticiler hariç, herkes seviniyor. Muhalif konuşan ve yazan herkes için böyle düşünüyor. Camianın içerisindeki insanlara bakış açısı yanlış. Düşman diye telakki ettiği insanları açıklasın bakalım kimlermiş. Sen başarılı olunca, Beşiktaş şampiyon olunca biz üzülecek miyiz? Zaten Beşiktaşlılar az ve öz kişiler, bırak da az öz kalalım. Kombinen satılmıyor, ürünün satılmıyor, tribünde sana tepki var, herkes yanlışları görüyor. Daha ne olması lazım bilmiyorum.
- Peki, siz 2010'daki kongrede aday olacak mısınız?
Evet, 2010'daki kongrede adayım. Listemde genç, iş hayatında kendini ispat etmiş, başarılı kişiler var. İlla oradan buradan isim toplamaya gerek yok. Tek başına iş yapabilecek kişileri istiyorum. Kulübü tamamen kurumsallaştırıp herkesin sorumluluk sahibi olmasını sağlayacağım. Şu anda en az 10 tane isim var ve daha da çok isteyen var ama isim vermem için çok erken. Sokağa çıktığımızda bile Beşiktaşlılar'ın bize karşı tavırlarından beklentilerini anlıyoruz. "Kurtarın bizi" diye istekler, telefonlar geliyor. Biz 7 trilyonluk ürün satıyoruz, Fenerbahçe 57 trilyon. Biz bin 900 tane kombine satmışız, Fenerbahçe 29 bin. Bu kadar da fark olmaz ki.
- Başkanın alacakları ve Beşiktaş'ın borçları gündemden düşmüyor. Siz seçimi kazanırsanız bu borçları nasıl ödemeyi düşünüyorsunuz?
Başkan'a 40 milyon Dolar borç varsa ben bunu hemen hallederim. Bu kolay ama Fulya satılmamış, kira gelirleri kırdırılmamış olacak. 2008'den sonrasının gelirleri verilsin ona bile razıyım. Bilânçoyu doğru çıkarsınlar, "Bizim bu kadar borcumuz var ama 2008'in sonuna kadar da bu paraları harcadık. 2008'den sonra sizindir" desinler. 40 milyon dolarlık borcu 1 haftada hallederiz. Hiç problem değil ama benim bildiğim maalesef Fulya gelirleri 2017'ye kadar kullanıldı.
- Beşiktaş'ta birkaç oy farkla kongre kaybedenler dahi en kötü günlerde çıkıp Beşiktaş'ın iyiliği adına tek kelime etmediler. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yanlış yaptılar. Fikret Orman benim arkadaşımdır. En büyük yanlışı Serdar Bilgili'ye dayanarak bir yönetim kurulu oluşturmasıydı. Bilgili de beni istemediği için Fikret Orman beni listeye almadı. O sırada Yıldırım Demirören, futbol şube sorumluğunu Kıvanç Oktay'la birlikte bana vermişti. Ben de "Fikret'e söz verdim dönemem. Siz kendi aranızda konuşun, madem birleşmiyorsunuz, ayrı gruplarda arkadaş olarak seçime gidelim" dedim. Fikret Orman, "Sen Serdar Bilgili'ye selam vermemişsin. O yüzden seni yönetime almak istemiyorum" dedi. 167 oy belki de oradan gitti. İkinci yanlışı da Yıldırım Demirören'e birkaç kez mağlup olmasına ve aleyhinde konuşmasına rağmen, gitti federasyonda Yıldırım Demirören'in delegesi oldu. Bu yanlışlıklar Fikret'i bitirdi. Yoksa Fikret bu işi Yıldırım'dan daha iyi yapardı. Hep beraber olsak daha iyi olurdu ama işte oraya gelince herkes birbirinin altını oyuyor. Gazeteye, televizyona çıkayım diye yarışa giriliyor. Ben hiç bunlarla muhatap olmadım ama arkamdan maalesef bir sürü dolap çevrildi. (Cihan Haber Ajansı) 13.08.2008 17:06 [1462269]